. - Blogcu



.

19/7/2009 - Charles BAUDELAIRE

Kategori: SANAT





Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.


Image Hosted by ImageShack.us

Alıp Götüren Koku

Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker
Dalarım, gözlerimden mesut kıyılar geçer
Hep aynı günün ateşi vurur sularına
Image Hosted by ImageShack.us
Sonra birden görünür, baygın, tembel bir ada
Garip ağaçlar, hoş meyveler verir tabiat
Erkeklerin biçimli vücutlarında sıhhat
Ve bir safiyet kadınların bakışlarında
Image Hosted by ImageShack.us
O güzel iklimlere sürükler beni kokun
Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu
Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun
Image Hosted by ImageShack.us
Burnuma kadar gelen hava kokular taşır
Yemyeşil demirhidilerden gelen bu koku
İçimde gemici şarkılarına karışır
Image Hosted by ImageShack.us
Çeviri: Orhan Veli Kanık

 

Charles Baudelaire



Hüzünlü Madrigal

Bana ne sendeki dirlik düzenlik?
Hem güzel ol, hem de acı duy! Ekler
Gözyaşı yüzüne başka güzellik,
Yeşillikte bir su gibi üstelik;
Borayla canlanır çünkü çiçekler.
Image Hosted by ImageShack.us
Seni ben anlından sevinç büsbütün
Dağılıp gidince daha severim;
Yüreğin yılgıdan daraldığı gün;
Korkunç bulutuyla baştan başa dün
Toplanıp yığılsın üstüne derim.
Image Hosted by ImageShack.us
İri gözlerinden kan gibi ılık,
Bir su boşanırken severim seni;
Okşayıp seven elime karşılık,
Can çekişme gibi sararken sık sık
Duyduğun iç sıkıntısı gövdeni.
Image Hosted by ImageShack.us
Çekerim içime, ey tanrısal haz!
Bütün hıçkırıklarını göğsünün,
Ey derin ezgi, tadına doyulmaz!
Sanırım ışıldar yüreğin, biraz
Gözlerinden hele inciler düşsün!
 

Hüzünlü Madrigal 2

Kökünden kopmuş o eski aşklarla
Dopdolu yüreğin yine bir fırın
Gibi alev saçar, bilirim, harla,
Ve senin göğsünün altında hala
Az çok övüncü var kargışlıların;
Image Hosted by ImageShack.us
Yine de, sevgilim, gördüğün her düş
Daha Cehennem'i yansıtmadıkça,
Ve aklı demire, baruta düşmüş,
Yalnız kılıçlar, zehirler üşüşmüş
Bitmez bir kabus içinde açıkça,
Image Hosted by ImageShack.us
Her yerde felaket görüp yeniden,
Süzerek herkesi korku içinde,
Saat çaldı mı sıçrayıp yeniden,
Sarıp sıktığını duymadıkça sen
Önüne geçilmez İğrenti'nin de,
Image Hosted by ImageShack.us
Diyemezsin ki, tutsak kraliçe,
Beni korkuyla sevebilen ancak,
Ağır dehşetiyle sürerken gece
Çığlıklar içinde ruhun, delice,
Bana: 'Ey kralım, sana dengim, bak! '
 

Charles Baudelaire

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/7/2009 - gustave courbert

Kategori: SANAT









“İlkelerimden kıl payı olsun sapmadan, vicdanıma bir an olsun yalan söylemeden, birisinin hoşuna gitmek veya kolay satabilmek için bir karış tuval olsun boyamadan, hep yalnızca kendi sanatımla yaşamımı kazanacağımı umut ediyorum”.

Courbet’nin bu ifadeleri; bugün sanat ortamı içerisinde kendisine güvenli bir konum edinmiş, buna karşılık içten gelen bir duygusal ve zihinsel yoğunlaşmanın ürünü olmayan ya da sadece yetersizlikten kaynaklanan çok sayıda sıradan eser vermekte olan, sürekli kendini tekrar eden ve edebi- felsefi ağız kalabalığından ibaret yazılardaki içi boş övgülerin donattığı gösterişli fakat üzerine uymayan kostümün içinde böbürlenip duran pek çok sanatçımız akla geldiğinde bir ibret dersi teşkil etse gerektir. Esasen, Courbet’nin söylediklerinin arkasında durmayacak hiçbir sanatçı yoktur. Ama Courbet, söylediklerinin içini yaşadıklarıyla doldurmuş, anlamlı kılmış ve çok sayıda beşinci sınıf sanatçının yaptığı gibi sözde kalmamıştır. Yine bu sebeple Courbet, sanat tarihinde ideal bir sanatçı modeli olarak ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Courbet; yaşamı ve sanatı, söyledikleri ve yaptıkları birbiriyle çelişmeyen, inançları uğruna savaşan ve hiçbir şeyin önünde eğilmeyen gerçek bir sanatçıdır. Kuralları sorgulamış, kalıpları yıkmış ve yeni olanın önünü açmıştır.
Bu yönüyle, 20.yüzyılın büyük sanatçısı Kandinsky’nin büyük bir üçgene benzettiği zihinsel yaşam içerisinde üçgenin zirvesinde yer alan birer uzakbilici olarak değerlendirdiği kişilerden birisidir:
“Üçgenin bütün kesimlerinde sanatçılar bulunacaktır. Bunlar arasında, bulunduğu kesimin sınırlarının ötesini görebilen her biri çevresi için bir uzakbilicidir ve harekete, sıkışıp kalmış arabanın yürümesine yardım eder. Ama sanatçıda bu keskin göz yoksa, ya da kendisi bu gözü aşağı hedefler uğruna, aşağı sebeplerden ötürü kötüye kullanıyor ya da kapatıyorsa, kesimindeki bütün çağdaşlarınca bütünüyle anlaşılır ve el üstünde tutulur. Bir kesim ne kadar büyükse (yani aynı zamanda ne kadar aşağıda bulunuyorsa) sanatçının söylediğini anlaşılır bulan kitle de o kadar büyüktür.”[KANDİNSKİ, V.; Sanatta Zihinsellik Üstüne, s.27, 28]
19.yüzyılın en önemli sanatçı kimliklerinden birisi olan Courbet 1819 yılında Fransa’nın İsviçre sınırında bulunan Ornans’da zengin bir mülk sahibinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Öğrenimini sürdürürken bir yandan da David’in öğrencisi olan Charles Antoine Flajoulot’nun yönettiği güzel sanatlar okulundaki derslere katılmıştır. 1839 yılında, arkadaşı yazar Max Buchon’un şiir kitabını taş baskıyla resimlemiş olması, bu erken dönemlerde resim kariyeri konusunda ciddi olduğunu ortaya koymaktadır.
Nihayet, 1840 yılında, 21 yaşında Paris’e gitmiştir. Babasının isteği üzerine hukuk öğrenimine başlamıştır ancak, aslında bir ressam olarak şansını denemek üzere bu şehirdedir. Kısa bir süre sonra kendisini tamamıyla resme vererek, hukuk öğrenimini bırakmıştır. Paris’teki atölyelere devam etmeye başlamış ve Louvre’daki kopya seanslarına katılmıştır. Louvre’da özellikle Alman, Flaman, Venedik ve İspanyol resminin usta isimleriyle Delacroix ve Gericault’nun eserlerinden kopyalar yapmıştır. Hayranlık duyduğu sanatçılar arasında Caravaggio da vardır. Romantizm etkileri gösteren erken çalışmaları, onu sıradan bir ressam olmanın ötesine taşımamaktadır. Buna karşılık, Paris’teki ilk yılları onun sanatı ve sanatçı kişiliğinin biçimlendiği bir dönem olarak önem kazanmaktadır. Eski ustalar üzerinde yaptığı çalışmalar üslubuna yön vermiştir. Özellikle Zurbaran ve Caravaggio gibi sanatçıların ışık- gölge karşıtlığını kullanma tarzları ile resimlerindeki ifadelerin gerçekçi ve doğrudan olması Courbet’nin sanat anlayışıyla örtüşmektedir. Ayrıca, kendisinin de içinden geldiği Fransız romantik resmi onun sanatında belirleyici olmuştur. Özellikle, Fransız romantiklerini derinden etkilemiş olan Constable gibi İngiliz romantik sanatçıların fırça hareketleriyle sağladıkları doku etkileri çalışmalarına yansımıştır. Courbet’nin Paris’te bulunduğu ilk yıllar, aynı zamanda fotoğrafın ortaya çıktığı ve bu alandaki ilk gelişmelerin gündeme geldiği bir dönemdir. Resim sanatı, bu yeni teknik ve gelişme karşısında kendisini konumlandırma arayışının erken bir evresindedir. Fotoğraf; resim sanatının yeni bir gerçeklikle yüzleşmesini teşvik etmekle kalmamış, ona yeni olanaklar ve bakış açıları da sağlamıştır. Sanatçı, bu arada her yıl düzenli olarak Ornans’a gitmekte ve yurtdışına bazı geziler yapmaktadır. 1847 yılında Hollanda’ya yaptığı ziyaret onun üzerinde etkili olmuştur. Sürdürdüğü bohem hayat ve bu sırada tanıştığı Baudelaire, Prudhon, Champfleury gibi yazar ve düşünürlerle kurulan dostluklar ise sanata bakışını olgunlaştırmaktadır. Özellikle Proudhon etkisiyle sosyalist düşünceye yakınlaşmıştır.
Siyasal özgürlüklerde sınırlı bir genişleme sağlayan 1830 Temmuz Devrimi’nin yarıda kalmasına büyük tepki duyan Cumhuriyetçiler arasında, 1840’lı yıllarda sosyalist düşünceler yayılmaya başlamıştır. Bir yandan edebiyat çevrelerinin etkisiyle yeni kuşaklarda Büyük Devrim’e karşı güçlü bir sempati gelişmekteyken, öte yandan 1846 yılındaki kötü hasadı izleyen ekonomik bunalım koşullarının ve yönetici sınıfın yaptığı yolsuzlukların halk arasında doğurduğu hoşnutsuzluk, 1848- 1852 yılları arasında geçerli olacak İkinci Cumhuriyet döneminin yaşanmasıyla sonuçlanan halk ayaklanmasını doğurmuştur.


Bu toplumsal ve siyasi koşulların çevrelediği bir ortamda, heyecanlı fikirlerin tartışıldığı sosyalist çevreler içerisinde yer alan Courbet’nin sanat anlayışı toplumun gerçekleriyle ilgili olmuştur. O bir bohem ve özgür düşünceye inanan bir eylem adamıdır. Bu yönüyle, Caravaggio’dan itibaren geçerli olan ve kimi zaman saldırganlık, narsizm ve sivri dilli olmak şeklinde ortaya çıkan sanatçı kişiliğin güçlü izlerini taşımaktadır. Onun yaklaşık 1846- 1847 yıllarında, İkinci Cumhuriyet öncesinin enerji yüklü ortamında ürettiği Pipolu Otoportre’si bu sanatçı kişiliği açık bir biçimde ifade etmektedir. Kabarık saçları ve sakalları birbirine karışmış, küçük piposu ağzının kenarından sarkar durumdaki bu genç adam, gölgeli gözlerle izleyene doğru bakmaktadır. Karanlık bir arka planın içinden çıkan bu yüz; başkaldırının, özgür bir birey olmanın ve özgüvenin gölgeleriyle biçimlenmektedir. Courbet’nin portresiyle imge kazanan bu sanatçı tiplemesi, daha sonra pekçok modern sanatçı için bir model olacaktır. Ancak bu model çoğu zaman, diğer sanatçı kimliklere uymamıştır. Çağdaş Türk resminin büyük ustalarından Hüseyin Avni Lifij’i bunun dışında tutabiliriz. Onun 1908- 1909 yıllarında ürettiği Otoportre’si, Courbet’ninki ile genel etki ve yaklaşım olarak benzerlikler göstermektedir. Ancak bu benzerlik, Avni Lifij’in sanatçı kimliğine yapıştırılmış bir etiket gibi durmamakta, aksine sanatçının yetiştiği ortamın havasını ve özgün kişiliğini tanımlamaktadır. Courbet’nin resmi ile Lifij’in II. Meşrutiyet döneminde üretilmiş olan kendi portresi arasındaki benzerlik, her iki sanatçının kendi ülkelerinin tarihinde görece özgürlük ortamı yaşamış olmalarının bir sonucu olsa gerektir. Courbet, sanatının ve sanatçı kişiliğinin biçimlendiği bu dönemde, düzenli olarak Salon’a eser yollamıştır. Yolladığı ilk çalışmalar kabul edilmemiştir. Bunun siyasi nedenleri olup olmadığını bilemeyiz, ancak Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, 1849 yılındaki salona ilk olarak bir resmi, Delacroix ve Ingres’ın beğenisini kazanan Ornans’da Yemek Sonrası kabul edilmiştir. 1849 yılında doğduğu yere Ornans’a gittiğinde, kariyerinin o zamana kadarki en büyük başarısını elde etmiş ve cebinde kazandığı 1500 franklık ödül bulunan bir ressam olarak selamlanmaktaydı.
1849 Ekimi ile 1850 yazı arasında Ornans’da geçirdiği altı aylık süreç, hayatının en üretken dönemi olmuştur. Bu sürecin ürünü olan Taş Kırıcılar, büyük tepkiyle karşılanan resimlerinden birisi olarak realizmin başyapıtları arasında yer almaktadır: “1848 Devrim’i emeği ilk kez başlıca sorun yapmıştır. Dolayısıyla 50’lerin Fransız Realistleri için 1848 Devrimi’nin sanatsal anlamı Devrim’in ideallerine dayanan bir takım alegoriler yaratmak değil, ama daha insancıl, özgün ve popüler konulara dönerek, cilasız, süssüz doğayı ve onun içinde emek sarfeden kadın ve erkeklerin soyluluğunu yüceltmektedir. Bu açıdan Courbet’nin Taş Kırıcıları 1848 ideallerinin gerçek bir örneğidir. Sanatçı işçi sınıfının en alt kesiminden olan bu iki figürü hiçbir yorum yapmadan tüm sıradanlıkları, hantallıkları ve yoksulluklarıyla vermiştir.”[İNANKUR, Z.; 19. Yüzyıl Avrupasında Heykel ve Resim Sanatı, s.56, 57]
Taş Kırıcılar ile aynı sırada ürettiği Ornans’da Cenaze ise, 1850- 1851 Salonu’nda sergilenmiştir ve realizmin manifestosu olarak kabul edilen bu başyapıt, bir skandal olarak değerlendirilip sert eleştirilere maruz kalmıştır. Bu resmi, doğduğu köyde büyükbabasının cenaze töreninden sonra yapmıştır. Kalabalık bir topluluk mezar başında toplanmıştır. Portreler gerçekçidir ve Ornans sakinlerine aittir. Resimde hiçbir trajik ifadeye rastlanmaz, sanatçı edebi hiçbir yorum katmadan cenaze töreninin durağan hatta sıkıcı havasını vermiştir. Ölümü yaşamın sıradanlığı içinde doğal bir aşama olarak göstermektedir. Taşra yaşamından bir sahnenin Paris Salonu’na taşınması çarpıcı bir karşıtlığı beraberinde getirmiştir:
“Buradaki bir diğer yenilik de tablonun sıradan bir olayı, tarih resmi düzeyine çıkartan anıtsal boyutudur.” [İNANKUR, Z.; a.g.e., s.57]
1849 yılının bir diğer önemli çalışması, Baudelaire’in Portresi’dir. İçinde bulunduğu ve sanatçı kişiliğinin yoğrulduğu entelektüel çevrenin bu ünlü ismi, Courbet’nin eserinde ölümsüz bir imgeye bürünmüştür. İkinci Cumhuriyet döneminin ardından ve III. Napoleon’un imparator olmasından sonraki ilk salonda sergilenen Yıkanan Kadınlar adlı resmi imparator tarafından aşağılanmış olan Courbet, tüm tepkilere karşın inandığı sanatı üretmeye devam etmiştir. 1854 yılında Ornans’a gitmiş ve burada 7 yıllık sanat yaşamını simgeleyen Sanatçının Atölyesi adlı resme başlamıştır. Bu büyük boyutlu resimde sanatçı, atölyesinde tuvalinin başında oturmaktadır. Etrafında kalabalık figürler yer almaktadır. Bunlar arasında Baudelaire, Prudhon ve öteki arkadaşları da bulunmaktadır ve figürler sevgi, felsefe, edebiyat gibi kavramları simgelemektedirler. Sanatçının arkasında yer alan çıplak modeli ise doğruluk simgesidir. 1855 Paris Dünya Sergisi seçici kurulu tarafından resmin geri çevrilmesi, sanat tarihinin çarpıcı gelişmelerinden birisine yol açmış ve Courbet, daha önce kabul edilmiş onbir resmini geri çekerek, aralarında Sanatçının Atölyesi’nin de bulunduğu toplam kırk kadar çalışmasını kendi olanaklarıyla yaptırdığı bir pavyonda sergilemiştir. Dünya Sergisi’ndeki Courbet’nin eserlerinden oluşan Realizm Pavyonu, resmî anlayışa başkaldırının eyleme dönüştürülmesidir ve özel sergilerin öncüsü olma niteliğine sahiptir. Courbet’nin resimlerindeki çarpıcı gerçekçilik ve konu seçimi dışında, resimlerinin üslup ve teknik özellikleri de yenilikçidir. Özellikle ışık- gölge karşıtlığını kullanışı ve fırçayla değil de palet bıçağıyla uyguladığı ağır bir impastoya önem verişi, akademik standartlara uymamaktadır. Onun, resim mekanında malzeme ve tekniğin doku olanaklarından yararlanışı yenilikçi bir tutum olarak Romantizm ile de bağlantılıdır:
“Romantikler ruhun elle tutulamaz öğelerini vurgulamak için dokulu resim yüzeyleri kullanırken Courbet, bunları günlük hayatın sıradan, fakat hayat, acı ve ölümün ifadeleri olarak derin olan yanlarını vurgulamak için kullandı.”[AARNASON, H.H.; History of Modern Art, s.29]
1853 yılında, zengin koleksiyoncu Alfred Bruyas onun iki resmini satın almış ve bir portresini sipariş etmiştir. Bruyas ve Courbet’nin dostlukları sanatçının ölümüne değin sürecektir ve Courbet, 1854 yılında yaptığı ünlü resmi Günaydın Mösyö Courbet’de dostunu da resme dahil etmiştir. Resim, sanatçının günlük yaşamın sıradan bir anını, bir olayını ve kişilerini konu edinme alışkanlığının çarpıcı örneklerindendir. Burada, konu ve figürlerin işlenişi dışında kullandığı impasto tekniği ve güneşin ve gölgenin akademik gelenekle bağdaşmayacak bir gerçeklikle ele alınışı da önemlidir. 1850’ler ve 60’larla birlikte kimi zaman yoğun bir erotizmi içeren çıplakların da aralarında bulunduğu farklı konularda resimler üretmiştir. Natürmortlar ve çoğunluğu Ornans civarındaki dağlık alanları içeren görünümler ile bazı deniz manzaraları sanatçının ele aldığı farklı konulardan arasında yer alır. Yine de, sarsıcı konulara el atmaktan asla vazgeçmemiştir. Bir cumhuriyetçi ve anti- emperyalist olmanın dışında, din sınıfına karşı bir kişilik olan Courbet, 1862’de Konferans Dönüşü adlı resminde rahipleri sarhoş olarak resimlemiştir. Bu resim, hem Salon’dan hem de Salon des Refuses’den geri çevrilmiş ve nihayet koyu bir katolik tarafından satın alınarak tahrip edilmiştir.
Ancak, onun resimlerine yansıyan uzlaşmaz tavrını Fransa’nın siyasi yaşamıyla ilgili bir alana taşıması, başına daha tatsız olayların gelmesine yol açacaktır. 1870’de Daumier ile birlikte Légion d’Honneur nişanını geri çevirmiş, III. Napoleon tahttan indirilince 1871’de kurulan Paris Komünü’nün Sanat Birliği başkanlığına getirilmiştir. Komün’ün aşırı davranışlarına katılmayarak görevinden istifa etmesine karşın, I. Napoleon’un zaferlerini yücelten Vendôme Sütunu’nun yıkılmasında parmağı olduğu gerekçesiyle Komün’ün devrilmesinin ardından tutuklanmış ve para cezasına çarptırılmıştır.
Sanatçı, bu cezadan kaçmak üzere 1873’de İsviçre’ye kaçmıştır. Burada manzaralar üreten büyük bir atölye işletmiş ve 1877 yılının son gününde sürgündeyken hayata veda etmiştir.
19.yüzyılın en önemli sanat akımlarından realizmin kurucuları arasında yer alan Gustave Courbet, sanatçı olarak ortaya koyduğu isyankar tavırla ve sanatındaki üslup ve konu yaklaşımıyla modern resmin öncüsü olarak anılmalıdır.

Uyuyanlar
Kaynak: lebriz.com

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/7/2009 - realizm

Kategori: SANAT

1839 yılında ortaya çıkan bu akım; akademilerdeki saygın resim yapıtlarına, saygın insanları, dini konuları, saray ve saray yaşantılarını, seçkin kişilerin portrelerini ve doğayı olduğundan daha güzel göstererek güzel manzaraların işlenmesi gelenegine karşı çıkar. Konu ve üslup bakımından yaşamı ve doğayı olduğu gibi yansıtma, biçimleme anlayışı ile toplumun yaşamını gerçek boyutlarıyla ortaya seren Realizm anlayışı içinde, doğadaki oranlar, plastik değerler, renk ve ışık değerleri aynen yansıtılmaya çalışılır.


 

Millet’in ünlü tablosu ‘Başak toplayan Kadınlar’ ında dramatik veya öyküsel hiç bir şey yok. Güzel ve zarif olmayan 3 kişi hasat zamanında bir tarlada çetin işlerine dalmışlar yanlızca. Bu tabloda kırların saflığını anımsatan bir şey de yok. Bu çiftçi kadınlar , ağır ve yavaştan çalışıyorlar. Millet bu kadınların güneşli ovadaki basit çizgilerini kararlılıkla oylumlayarak onların kalın ve sağlam yapılı vücutlarıyla kararlı davranışlarını vurgulamak için hiç bir şey esirgememiştir. Böylece bu 3 köylü kadın  akademi öğretisine uyan resimlerdeki figürlerden daha doğal ve inandırıcı bir saygınlığa bürünmüşlerdir. İlk bakışta rastlantısal gelen düzenleme, bu sakin denge ile izlenimini pekiştirmektedir. Gerek devinimde gerekse figürlerin dağılımında hesaplı bir ritim vardır. Bu ise bize; bütün çizime kararlılık vermekten başka , ressamın bu hasat olgusunu anıştırıcı ve törensel bir sahne saydığını gosteriyor.


 

Bu akımı en iyi şekilde tanımlayan ressam Gustave Courbet “Ben hiç melek resmi yapmadım, çünkü hiç melek görmedim.” demiştir.  

 

Nasıl ki romantizm klasizme bir başkaldırı niteliğinde  ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir başkaldırıdır.  Romantizmin dramatik biçimlere, kalıplara karşı olan tutumu elbette realizmin  yolunu açmıştır. Bu akım 19 yy. Avrupası’ nda görülen toplumsal, ekonomik değişimlerden oldukça etkilenmiştir Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından  kurtarmak, çağdaş eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve  temalarla ilgili değil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaşamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim  adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır  


 

Bu akımın adını koyan kişi Gustave Courbet (1819-1877) olmuştur.1855 yılında , bir barakada açtığı kişisel sergisine ‘Le Realisme, G.Courbet (gerçekcilik, G.Courbet ) adını verdi. Courbet’in gerçekciliği , sanatta bir devrimin başlangıcı olacaktı. Doğadan başka kimsenin öğrencisi olmak istemiyordu Courbet. Onun özniteliği ve programı, Caravaggio’ nunkine yakındı bir bakıma. Zarifliği değil gerçeği arıyordu .


 

Courbet, kendisini, sırtında resim arac gerecleri ile kırda yürüken resmetmiştir. (1854) Bir dostu ve koruyucusunun onu selamlamasini konu edinen tabloya Courbet  ‘ Günaydın Bay Courbet’ adını vermiştir. Akademik sanatın , etkilemeye yönelik tablolarına alışkın birisine bu tablo çocukça görünmüştür mutlaka. Ne zarif duruşlar, ne gözü hemen etkileyen renkler var. Bu sade sıralanışıyla karşılaştırınca, Millet’in ‘’Başak Toplayan Kadınlar’ ı bile hesaplanmış izlenimi vermektedir. Bir ressamın kendini aylak gibi ceketsiz betimlemesi , saygı değer ressamlara ve onların tayfasına hakaret etmek gibi bir şeydi.  Herhalde Courbet’in uyandırmak istediği izlenim de buydu. Tablolarının ; zamanının geçerli alışkanlıklarına karşı bir protesto olmasını, kendini beğenmiş ‘kentsoyluları sarsmasını’ geleneksel kalıpların ustaca kullanımına karşı sanatsal kendiliğindenliğin ve uzlaşmazlığın değerini haykırmasını istiyordu.


 

Courbet’ nin tabloları kuşkusuz içtenliklidir. 1854’ te yazdığı bir mektupta şunları söylüyor ; ‘ İlkelerimden kıl payı olsun sapmadan , vicdanıma bir an olsun yalan söylemeden , birisinin hoşuna gitmek veya kolay satabilmek için karış tuval olsun boyamadan , hep, yalnızca,  kandi sanatımla yaşamımı kazanacağımı umut ediyorum..’’


 

Courbet’in kolay etkilenmeye bilinçle yüz çevirmesi ve dünyayı nasıl görüyorsa öyle tuvaline yansitmasi kararı  bir çoklarının, önyargıdan kurtulmasına ve yalnızca içlerinden gelen sanatsal sese kulak vermesine katkıda bulunmuştur.


Bir bölüm sanatçı 1848 devrimi sırasında ,Fransa’ da Barbizon Kasabasında , Constable’ nin öğretisini izlemek ve doğaya yeni bir gözle bakmak için bir araya geldi. Bunlardan birisi olan François Millet, bu öğretiyi manzaralardan figüre geçerek genişletmeyi kararlaştırdı. Köy yaşamından sahneleri gerçekte oldukları gibi yapmak , tarlada çalışan erkek ve kadınlar çizmek istedi. Bunun devrimsel bir şey sayılmasını düşünmek ilginçtir. Ama geçmişin sanatında , çiftçiler Bruegel’ in onları resmettiği biçimde gülünç köylüler olarak görürler genellikle.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda


Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us
asaletin dili ağırdır
Image Hosted by ImageShack.us

Bağlantılar


Image Hosted by ImageShack.us
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler


Image Hosted by ImageShack.us
<